Bilimsel Bakış Açısıyla Dünya Nasıl Oluştu ?
4 Ağu, 2019 14:45 tarihinde eklendi

Bilimsel Bakış Açısıyla Dünya Nasıl Oluştu ?

Bilimsel Bakış Açısıyla Dünya Nasıl Oluştu ?

Bilimsel Bakış Açısıyla Dünya Nasıl Oluştu ?

Bilimsel Bakış Açısıyla Dünya Nasıl Oluştu ?
Bilimsel Bakış Açısıyla Dünya Nasıl Oluştu ?

Bilimsel bakış açısıyla dünya nasıl oluştu ? Yaşam nasıl başladı ? İnsanlık tarihinin en önemli iki sorusudur.

İnsanların büyük bir çoğunluğu her şeyi “tanrı yarattı” inancına sahiptir. Fakat bilimde yaşanan gelişmeler sonucunda bu düşüncenin aksi ispatlandı. Bilim adamları, insanlığın başlangıcından beri laboratuvarlarda tekrar canlı yaşamı elde etmeye çalıştılar. Bilim adamlarının amacı her zaman bilinmeyeni aydınlatmak ve dünyanın oluşumuna ışık tutmak olmuştur. Günümüze kadar canlı yaşamı elde etmeyi başarabilen bir bilim insanı olmadı fakat bu denemeler sayesinde çok yol kat edilmiştir. Yaşanan gelişmeler sonucu bilim insanları doğru yolda olduklarını anlamıştır ve bazı deneysel kanıtlar elde etmiştir.

Yaşamın Başlangıcı Ne Zamana Dayanıyor ?

Dünyanın oluşumu 5 milyar yıl önce başlamış ve yarım milyar yılda tamamlanmıştır. Bilinen en eski fosil ise 3.4 milyar yaşındadır. Yani 1 milyar yıldan kısa bir süre içinde dünyada yaşam başlamıştır. Dünya oluşumunu tamamladıktan sonra dünyada yaşamı başlatanların bakteriler olduğunu düşünülmektedir. Biyologlar 19. yüzyılda tüm canlıların ”hücrelerden” oluştuğunu keşfetmiştir. Hücreler çeşitli şekil ve boyutlarda olan, içlerinde canlılık barındıran paketlerdir.

Hücrenin Keşfi Nasıl Oldu ?

Hücreler 17. yüzyılda mikroskobun icadıyla keşfedilmiştir. Ancak onların dünyanın her yerinde olduğunu fark etmemiz bir asır sürmüştür. Kedi ya da köpeklere benzemediğinizi düşünebilirsiniz ama aslında mikroskop altındaki hücreleriniz birbirine benzer yapılardan oluşmuştur. Ufak tefek farklılıklarla birlikte bitki ve mantar hücreleri de insan ve hayvan hücresine benzer. Dünyadaki en kalabalık canlı türü mikroorganizmalardır ve bunlar tek hücreli canlılardır. Tek hücreli mikroorganizmalar arasında en bilinen grup bakterilerdir.

Evrim Ağacı’nın Yayınlanması

Evrim Ağacı
Evrim Ağacı

2016 yılında bilim insanları dünyadaki bütün canlıların evrimsel süreçte akraba olduklarını kanıtlayan Evrim ağacı bildirisi yayınladı. Yaşam Ağacını incelerseniz, neredeyse dalların tümünün bakterilere ait olduğu görülür. Dahası evrim ağacının yapısı, tüm yaşamın ortak atasının bir bakteri olduğunu gösterir. Farklı bir ifadeyle var olmuş, var olan ve var olacak herkes bir bakterinin soyundandır. Her canlı varlığın en yaşlı ”dedesi” bir bakteridir.

Vitalizm İnancı Neydi ?

Tarihin büyük bir kısmı boyunca kimse dünyanın oluşumunu merak etmemiştir ve bu konuyla alakalı sorular sormamıştır. O dönemde insanlar Vitalizm’e inancını benimsemiştir. Bu inanç, yaşayan her şeyin cansızlardan ayrı ve özel olması anlamına gelmekteydi. O dönemdeki dinlerde Vitalizm’i desteklediğinden insanlar araştırma ve soru sorma gereği duymamıştır. Beden ölse dahi ruhun sonsuza kadar var olacağı inancı Vitalizm inancıdır. Vitalizm’in gerçek dışılığı çok sonra ortaya çıkmıştır. İdrarın içindeki ürenin kimyasallarda kullanımı, Vitalizm’i destekler nitelikteydi, çünkü canlıdan üretilmişti. Fakat 1828 yılında Alman kimyager Friedrich Wöhler, amonyum siyanattan üre elde edildiğinde anlaşıldı ki, canlılığı yaratan kimyasalların canlılarla ilgilisi yoktu. Yani Friedrich Wöhler, vitalizm ve ruh anlayışına bilimsel darbeyi ilk vuran kişi olmuştur. Arkasından gelen bilim adamlarının yaptığı çalışmalar ile birlikte vitalizim ve ruh anlayışı çökmüştür.

Evrim Teorisinin Gelişi Nasıl Oldu ?

Vitalizm ve ruh sonsuzluğu teorisinin çökme süreci oldukça sancılı olmuştur. Çünkü insanlar o yıllarda bilimsel olmayan doğaüstü olaylara inanmaktaydı. 1900’lü yıllara kadar canlılık enerjisi adı altında birçok çalışma yapılmaya devam edilmiştir. Fakat 19. yüzyılın en büyük buluşu vitalizme son noktayı koymuştur. Charles Darwin ve diğerleri tarafından geliştirilen Evrim Teorisi, yeryüzünde bulunan engin çeşitliliğin, tek ve ortak bir atadan geldiğini açıklamıştır. Eski inanışların aksine canlıların tek tek ve ayrı olarak Tanrı tarafından yaratılmadığını, her birinin milyonlarca yıl önce yaşamış öncül bir atadan evrimleşmek suretiyle bugünkü hallerini aldıklarını ortaya koymuştur. Bu ilk ve en basit ortak ataya ise, ”Evrensel Ortak Ata” denilmiştir.

O yüzyılda ortaya atılan bu büyük buluş çok büyük tepkiler almıştır. Nedeni ise İncil ile çelişmekte olmasıydı. Darwin’in evrim teorisi Hristiyanlar tarafından tabiri caizse topa tutulmuştur. Fakat fark edilmeyen şey Darwin’in ilk canlının nasıl oluştuğuna dair bir yorumda bulunmamış olmasıydı. Yani Darwin tanrı yoktur ve ilk canlı kendi kendine oluşmuştur açıklamasında bulunmamıştır. O yüzyılda ”Evrim Teorisi” din ve bilim arasındaki en büyük kırılma olmuştur.

Kutuplaşmalar Nasıl Oldu ?

1950’li yıllara gelindiğinde, bilim insanları eski varsayımlardan ve yaşamın tanrının armağanı olduğu fikrinden sıyrılmıştır. Bunun yerine yaşamın oluşumunun, nasıl başladığı konusunda yoğunlaşmışlardır. Bu çalışmalar DNA, RNA gibi nükleik aitleri ortaya çıkarmıştır. DNA’nın içinde gen taşıması şuanda insanlara sıradan bir bilgi gibi gelse de bu bilgi 1950 yılında biyologları şoke etmiştir. Bilim adamlarının roteinler karmaşık yapıda olduklarından, proteinleri gen zannettikleri bir dönem bile olmuştur. 1952 yılında yapılan araştırmalar ve çalışmalar sonucu proteinlerin gen olmadığı sonucuna da ulaşılmış oldu.

Kopyalanma Nasıl Olacak ?

Kopyalanma Nasıl Olacak ?
Kopyalanma Nasıl Olacak ?

1960’lı yıllara gelindiğinde yaşamın köklerinde ki arayış bilim insanlarını üçe böldü. Bir grup yaşamın biyolojik hücrelerin ilkel versiyonun oluşmasıyla başladığına ikna oldu. İkinci grup ise ilk adımın bir metabolik sistem olduğu inanışına kapıldı. Üçüncü grup ise genetiğin ve replikasyonun gerçekleşmesini RNA’ya bağladı. Yani 1960’lı yıllarda RNA tüm yaşamın kaynağı sayılıyordu.

RNA Kuramı

İlerleyen yıllarda RNA dünyasının kuramı, yaşayan her canlının yapması gereken en önemli şeyin kendini çoğaltmak olduğunu gösterdi. Pek çok biyolog bunu kabul etti çünkü katil balinalara kadar yaşayan her tür, soy sahibi olmak için çabalar. Yaşamın en yegane ve temel amacı budur. Hayatın kaynağı hakkında araştırma yapan birçok bilim insanı, çoğalmanın önemini vurgulamaktadır. Araştırmacıların söylediklerine göre, bir canlının üremesi için kendini sürdürüyor olması ve kendini canlı tutması gerekir. Ölülerin çocukları olamaz. Yani insanlar yemek yiyerek temel ihtiyaçlarını karşılayarak, üreme faaliyetine canlı kalarak destek verir. Örneğin bir bitki güneş ışığından enerji alıp hayatını devam ettirir. Özünde bütün canlılar soyunu devam ettirmeye çaba gösterir.

Her Şeyi Hücreler Mi Başlattı ?

Dünya gezegeni üzerinde yaşayan her canlı, hücrelerden oluşmuştur. Tek bir hücreyi, sert bir dış yüzeye sahip süngerimsi top olarak hayal edebilirsiniz. Her hücrenin amacı yaşam için gerekli maddeleri bir arada tutmaktır. Nasıl kanı çekilen bir insan yaşayamazsa, duvarı zarar gören bir hücrede hayatına devam edemez. Görüleceği üzere dış duvarın varlığı büyük bir öneme sahiptir. Yaşamın başlangıcı ile ilgilenen bazı bizim insanları ”dış duvarı” ortaya çıkan ilk şey olarak kabul etmişlerdir. Yani önce genetik ve önce metabolizma fikirlerine karşı çıkmışlardır. Önce bölümleşme düşüncesini ortaya atmış ve savunmuşlardır.

Bir Hücre Yaratılabilir Mi ?

Tüm bu yaşam ve evrim teorilerinden hareketle dünyanın başlangıcı için tek yol olduğu düşünülmüştür. Dünyanın ilk zamanlarında şiddetli iklim koşulları yaşanırken, bir kaç ham madde ve ilkel hücreler bir araya gelmiş olmalıdır. Bu işin en büyük zorluğu için basit bir canlı hücresini laboratuvar ortamında oluşturmayı başarmaktır. Yani yaşamın başlangıcını taklit etmek şuanda mümkün değildir. Gelişen teknoloji ve bilim imkanlarına rağmen hala prote hücre oluşturulamamıştır. On yıllar boyunca, pek çok malzeme denenmiş olmasına rağmen canlı benzeri hiçbir şey elde edilememiştir.

Eklemek istedikleriniz için : https://www.ahabuldum.com/iletisim/

Bir Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *